Posted in Dizayn Tarixi

Frank Lloyd Wright


4308

 

Son bir iki yıldanberi, belirli bir meseleye
dokunmak istiyordum. Aslında konu hiç de
yeni değil, mimarînin de, herhangi bir sanat
gibi rasyonel bile olsa plân çalışmalarıyla,
mantık sonucu erişilen birşey olmadığıdır. Bunu evvelce de, daha çok yazarak söylemiştik.
Zaten her yerde söylenmiş olan fakat herkes
tarafından yeteri kadar benimsenmemiş bir
düşüncedir bu. Bilhassa son yıllarda bazı etkilerle bizde de organik olma görüntüsüyle ortaya çıkan çalışmaların tartılması ve bir kritiğinin yapılması ihtiyacındayız.
Unlü mimar F.L. VVright’in Ankara’da, eserlerinden pek küçük bir kısmını tanıtan sergisinin açılması ve Mimarlık Odasının teklifini en güzel bir fırsat bildim… Çünkü Wright
bu düşüncesinin bellibaşlı sahiplerinden biri,
eserleri de biraz fazla yüksek seviyeden de ol*
sa en iyi olacaktır. Bunun için Odaya ve
U.S.I.S. e teşekkürler.
Onun ölçülerinden faydalanmak için, bel*
ki de herkesin bildiği, onun kişiliği ve sanatıyla ilgili bazı hususları ele alacağım. Onun
hakkında konuşmanın güçlüğünü de belirtmek
zorundayım. Onun düşüncesindeki toplum yapısı, 20. asrın toplum yapısı değildir. Onun
özlemi bir çeşit modern ortaçağdır. Yani ortak faaliyetler meşgalesi yanında ziraatla uğ-
raşan insanlar düzeni… Bunu gerici bir dü-
şünce sanmamalıdır. Wright insan büyesinin
toprakla ilgili bir yönü olduğuna, insanların
ortak hayatının kişiliği düzleyici etkisinden
ancak bu yoldan kurtulacağına inanmaktadır.
Bunun için teklif ettiği Brodacry City şehrinde, modern insanın her şeyini toprakla paylaştırmak ister. Nitekim yapıları da aynı dü-
YD WRİGH T
Yap ı Bütünü
şüncenin mahsülüdür. Ayrıca yapıdaki iç hayatı düzenleyişi de bir makina dünyası şartlarından uzak değerlere yönelmektedir. Yâni bir
endüstrinin şehre ve yapıya getirdiği, genel*
likle (kaçınılmaz) diye kabullendiğimiz etkilerin karşısında direnen bu mimar, üstelik
Amerikalıdır da…
Wright 20. asrın akışı karşısında yer alırken, daha peşinen zamanımızın kütürünün dı-
şında kalmaktadır. Tabiî bunu söylerken onun
kendi dünyasında kalmış bir kişi olduğu zannedilmesin. Aksine o, bizim dünyamızı etkile,
ye gelmiştir. Ancak onun kişiliğini ve (birlikte) sanatını eleştirirken, zamanımızın kültü-
rel, sosyal, iktisadî benimsenmiş verilerinden
faydalanamamak durumundayız. Nitekim eleş-
tiricilerden örneğin ne Giedion ne Zevi’nir?
Wright’ı ele aljşları yeteri kadar başarılı de-
ğildir. Uç yıl önce benim gösterdiğim çabanın
da, onun etrafında dolaşmak, onun bugünün
kültürüyle karşılaştırmaya çalışarak ortaya çı-
karmak şeklinde olduğunu gördüm. Ona her
mimardan daha çok sezgi yardımı ile yaklaş-
mak zorundayız.
Bu arada onun varlığının önemini çok açık
bir şekilde ortaya koyan bir durumu anlatayım. Biliyorsunuz, bugünün mimarı sosyologla bir olup toplum bünyesine inmeğe, kişinin
hayatına yön verecek evler, evler topluluğu,
büyük mahalleler kurmaya çalışmaktadır. Ki-
şiye öylesine önem veren, öylesine ciddî çalış>
malar var ki, bütün şekiller, yüzlerce ayrı kullanışta ve büyüklükte evler ve ortak yapılar
denenmektedir. Bütün bunlara rağmen insanlar, güzel ve rasyonel hazır evler istememekte, çirkin ve acaip de olsa, kendi seçtikleri öl-
çüde ve kendi inşa ettikleri bir evi tercih etmektedirler. Bu da ortak dünyanın getirdi-
ği, fakat bir emri-vakî olan nimetler yerine,
bir kendi dünyası olması istediği ve bu dünyanın gerçekleşmesinde yer alan unsurlar da
seçme müdahalesini kullanma isteği, ciddî bir
özlem olarak 20. asır insanlarının da içinde
yaşamaktadır.
Wright’ın biografisini çok kısaca ele alaca-
ğız… 1869 da Wisconsin’de doğmuştur. Çocukluğunun, memleketinin çayırlarının yalnızlığı içinde geçmesi onda kuvvetli ve istikrarlı bir ruh dokusu hazırlamıştır. Yüksek tahsilini yarıda bırakarak 1887 de Şikago’da Sullivan ve Adlerin yanında 1895 te ise tek ba-
şına çalışmaya başlamıştır. Kısa bir zamanda
tanınmaya başlamış, 1900-1910 yıllarını çok
yüklü geçirmiş, sonra Avrupa’da bir seyahate
çıkmıştır.
İkinci Cihan Savaşı devresi onun için oldukça önemlidir. Tokyo Oteli ve A.B.D. do-
ğu sahillerindeki villâları ve birçok gönül maceraları bu devreye rastlar. 1925-35 arasında
MİMAR ÇEHRELERİ
Hazırlayan : Şevki VANLI
pek az inşa etmek fırsatını bulmuştur. Bu yıllar Avrupa’da rasyonalizmin gelişmesi bakı-
mından çok öhemlidir. Wright’ın 1936 da şelâleli ev ve Johnson büro binasiyle büyük dö-
nüş yapmıştır. Bundan sonra, en büyük muhalifleri dahi ondan yana olmuş ve çeşitli
memleketler büyük nişanlar ve şeref diplomalarıyla onu değerlendirdiklerini göstermek için
yarış etmişlerdir. 1951 de Avrupa’da 1953 te
New York’ta, o zamana kadar yaptığı belli baş-
lı sekiz proje ve yapılarının fotoğraf ve maketlerini sergiledi. Bugüne kadar hiçbir mimarın elde edemediği ilgi ve alkışı topladı.
Ölüm yılı olan 1959 a kadar çalıştı, ger-
çek fantezinin yepyeni söyleyişlerini vermeye
devam etti…
Wright’ın eklektik ve modern akademicilikle, her türlü kalıplaşmış davranışlarla yaptığı mücadeleyi anlatmak, onun çağında olup
bitenleri hikâye ederek karşılaştırmalara gitmek için vakit bulamıyacağız. Bunun için biran
önce yapılarına geçiyorum.
Mimarın belli başlı konusu (ev) olmuştur.
Devamlı değişiklik şekil sonuçlarına rağmen
bazı esasların bünyesinde kaldığını görüyoruz.
Ocak, evin merkezi, çekirdeği ve çeşitli kısımlarının hareket noktasıdır. Buradan başlıyan
hayat, düzey üzerinde, ihtiyaca göre mafsallaşmalar yaparak dışarıya doğru yayılır ve çatı örtüsü bu gelişmeyi yerinin özelliğine göre
•şekillenerek takibeder. Örneğin haçvarî bir gelişmeye sahibolan Suntop Houses (1939) da,
haçın merkezinde ocak bulmakta, buradan hareket eden duvarlar dört tarafa yayılmaktadır. Mekânların bir merkezden dışarıya açılJohnson Wax şirteki binasının laboratuar kulesi masını ve çeşitli açılmaların arasındaki ilgileri bu duvar düzeni temin etmektedir. (Mekân meselesini ayrıca ele alacağız.) Bu haç-
laşmalarda, çaprazlar arasında değişik yükseklikler bulunmakta ve bunların en yükseği gündüz hayatını örtmektedir. Bu yüksek mekân
içindeki çatı boşluğundan yararlanarak galeriler tertiplenmiştir. Fakat çatıyla duvar kutusunun üst seviyesinde bulunan gerek galeriler,
gerek entegral dekoratif elemanlar, bir devamlılık unsuru olmaktadırlar. İç mekânın dışa
aksetmesi ve dış mekânla bir devamlılığa gitmesi ile, dışarda kurulan mekânlar, hep aynı
ifadenin içinde kalmaktadırlar…
(Walker ve Kaufmann evleri)… VVright yapılarının başlıca özelliklerinden biri de, duvar
kutusunun dışarı ile ilgisini temin eden cam
satıhlar olmaktadır. Saçakların etkisini kuvvetlendiren satıhlar ve bunların köşelerdeki
dönüşleri olmaktadır. Köşelerin cam olması
duvar kutusunun bir çerçeveleme, yâni tahdit yerine bir devamlılığa yer vermesini temin etmektedir.
By evlerde gördüğümüz özellikleri, yüksek,
yapılarında da bulunmaktayız. Gerek Price gerek Johnson kulelerinde yapılar bir ağaç gibi
merkezlerinden toprağa saplanmış ve bu merkez katlarda da hareket unsuru olmaktadır.
Bu espiri, içerde hazırlanış ve dışarıyla kurulan devamlılık bağları olarak bunlarda da vardır.
VVright düşüncesinde, insanın toprakla ve
tabiatla köklü bir ilgisinin varlığına güçlü bir
inanç olduğunu söylemiştik. Onun sanatındaki çevre ve malzeme meselelerine de aynı açı-
dan bakabiliriz. Kişi eğilimlerinin tabiatla bir
bütün olması, yapının çevresi içine yerleşmesi,
gerek iç mekânların tertibi, çevresinin tabiî
veya yapma fizikî verilerine iştirâk, gerek malzemenin bu sonuç için seçim ve kullanılışı bü-
yük önem kazanmaktadır. Yapı nasıl çevresine
uyar? Bunu yapının özel kişiliğini kaybetmeden, yâni yanındaki yapıya veya topoğrafyaya
benzemeden bir uyuşma, bir armani ortaya
koyabilmesi olarak anlıyoruz. Bu anlayışa, öl-
çü meselesi, şekil meselesi, gölge, ışık veya
satıh meselesi diyebiliriz. Fakat neticede bir
sezgi, dil, ses (senkromi) meselesi diyeceğiz.
Kaba bir örnek olarak asrımızın alışageldiği,
yaygın bir yapının yanına yüksek bir diğerinin yakışması, doluluğu hakim olan bir yapı-
ya, boşluğu daha çok bir ikincisinin rahatlıkla yanaşabilmesini, gösterebiliriz. Görülüyor ki,
aksi istikâmetteki ölçüler ve değerler dahî bir
anlaşma unsuru olabilmektedir. Malzeme de,
çevrenin kullandığı veya jeolojik yapısından
gelme olabileceği gibi, tamamen aksi ışık ve
renge sahip bir başkası da iyi bir kullanış olabilmektedir.
VVright’in Taliesin West (Arizona 1938) yapısı bir yönde, Kaufman evi bir başka yönde çevreye katılmaktadır, Taliesin’de çevreden
toplanan taşla, çevresinin çorak ve kaba yapı-
sına benzer satıh ve şekillenmelere giderken,
Kaufman evinde, evin oturduğu kayanın ve
üzerinden dökülen suyun yatay varlığını devam
ettiren yine yatay ışıklı satıhlarla ve bunları o yere bağlayan dikey duvarlarla karşılaş-
maktayız. Bu çevreye katılma olayını Guggenheim müzesinde de bulduğumuzu soyliyemiyeceğiz.
Bu arada şunu da işaret edelim ki, mimar,
yukarıda bahsettiğimiz yapılarda olduğu gibi,
yeni bir kullanışıyla da olsa geleneksel malzemelere takılıp kalmış değildir. 1904 te Lârkin yapısında ilk madenî aksamı, havalandırma v.s. kullanarak başladığı yeni malzeme ve
tekniği kullanmayı devam ettiregelmiştir. Bu
da onun malzeme sevgisini ortaya koymaktadır.
Mekân meselesine girmeden önce, bu anlamın duvar kutusundan farkını belirtelim. Duvar kutusu, bir yapının bölmelerinin aritmetik ölçüleri olmakta, bu kutunun özellikleriyle ortaya koyduğu etki, duygu ölçüsünün sonucu ise mekân olmaktadır. Duvar dokusu,
ışığı, şekli, boşluk ve dolulukları gölge-ışık
tekrarları mekân tayinindeki unsurlardandır.
Her yapı parçasının mekân tâyinine iştiraki
bunun her yerde ve her zaman var olduğunu
eski yapılarda da şuuraltı isteğin olduğunu
söyliyebiIiriz. Fakat şuurlu bir mekân düzenlenmesi işi veya düşüncesi, modern mimarinin
malıdır. Bunda da VVright.ın iştirâki büyük
önem taşır. İnsanla madde arasındaki duygu
ilgililerini o maddenin plâstik değerleriyle ortaya koymakta büyük başarı göstermiştir.
Yaşadığımız yeryüzünü kaplıyan mekân kabuğu içinde, insanların çeşitli ihtiyaçları için
yaptıkları fizikî müdahalelerin bölücü ve ta-
şıyıcı görevlerini yaparken ortaya koydukları
plâstik bünyenin şekil ve madde meseleleri olduğu aşikârdır. Bunları Wright’ın Walker evi
ve Johnson kulesinde de alırsak, (aslında en
iyi yapıları değildir.).. VValker evinde dışardan alt yapı ufkî hazırlığı çatının buna katı-
lışını, ikisi arasındaki elemanların kırıklarla
hakim bir unsur olmaktan nasıl uzaklaştığın»
görüyoruz. Bu davranışı içerden de takibetmek
çok kolay olmaktadır. Johnson kulesi ise, birer aşırı alanları daha küçük ve yuvarlak, di-
ğerleri döşeleri yumuşatılmış kare olan öndört plâtolu, ortasından taşıyıcıIıdır. Dış mekânın kule etrafında plâtolar arasına girerek
dönmesi sağlanmakta, içeriye çekilmiş plâtolar yoluyla dış mekân daha iyi karşılanmış
olmaktadır. Walker evinde düzeyde bir yönde olan hareket, Johnson’da düzeyde dönücü
olmakta, Price kulesi ve Gugghenheim müzesinde de yukarı doğru çıkmaktadır.
1936 da Pittsburg civarında, kumsal bir yamaçta ve bir şelâle üzerinde inşa edilmiş olan
Edgar KAUFMANN evi
VVright’in eseri olan bir evde salon ve ocak
Bu duruma şekil (plân yâni fonksiyon buna dahil) ve malzeme birlikte kullanılarak
erişilmektedir.
Burada (iyi plân iyi şekil verir) ve (fonksiyon ve şekil aynı şeydir) gibi sözleri hatırlatayım. İkincisi o kadar köklü ve tabiî bir
gerçektir ki, diğerine karşı söylenmesi (hiç
olmazsa bugün için) onu ciddiye alır bir hali
olduğundan insanı üzebiliyor.
VVright’in dışardaki etkilerine gelince…
Onun gelişmesinden başlamalıyız…
VVright’in çocukluğu, tok ve inatçı bir bünye yetiştirecek bir tabiat çevresi içinde, miNew-York’ta Central Park ile 5. Avenü’nün birleştiği yerde yapılmış olan ve içinde resim ve
heykellerin teşhir edildiği GUGGENHEİM müzesinden iki görünüş marlığının ilk devresi ise elverişsiz bir zeminde, imkânları bol fakat kültürü zayıf bir toplum içinde geçmiştir. Buna rağmen orta ve batı A.B.D. nde bir çok ev inşa etmeği başarmış-
tır. Fakat gerek mimarların gerekse çevresinin
tasvibini alamıyordu. Onunla ilk ilgilenen 1908
de Ashbee adında bir İngiliz mimarı, 1910
da Francke isminde bir Alman eleştiricisi oldu ve eserleri Berlin’de yayınlandı. Arkasından Berlage, Mendelshon, Mollet-Stevens, Oud
gibi çok iyi Avrupalı mimarların övgü yazılarını topladı ve. Gropius’a kadar uzandı. Bu etki olmakla beraber Avrupalıların kendi gelenek ve kültürlerinden de birşeyler katmaları
ilgi çekicidir. Genel olarak eklektizm içinde
olan Avrupa’daki yapı faaliyeti içinde, bir çok
iyi mimarın dünyaları bunaltı içindeydi.. Bunun için Wright’ın rahat, bol malzemeli, çok
şekil çözümlü mimarisinin tanınması onlara
yeni heyecanlar yeni açılar getirdi. Taşı, tuğ-
layı, ahşabı tekrar sevdiler, sıvayı kullanmaya devam ettiler. Kübizmin verdiği plân ve
plâstik zenginleşti, mimarî yeni bir espri ve
fantaziye yöneldi.
Ama Wright’ın sosyal bünye veya insanların yaşamasını istediği şekil topluma maledilmedi. Dünyanın sosyal-politik büyük akışı içinde sarih olarak görünmeyen fakat çok kıymetli etkiler olarak girdi.
Bir taraftan oto-stradlar gelişirken, park –
Waylerin doğması sağlandı. Şehirler büyür,
metropol olmaya yüz tutarken, bahçeli evler ve
park içinde büyük yapılar istendi. El hası 11 insanın tabiatla ilgisinin önemi kabullenilmiş oldu.
20. asrın uzun yılları, büyük inşa faaliyetlerine sahne oldu. Olup bitenlere toplu bir bakışla çeşitli cereyanların birbirine karışarak
yaşayageldiklerini görürüz. Şöyle ki… Avrupalı düşünür mimarların arts and Crafts, Art
Nouveau, Kübizm, Neo-plâstisizm, Bauhaus dü-
şüncesi, fonkşionalizm, rasyonalizm ve nihayet
irrasyonel organik kültür yığınını, inşaî fantazi, süslerden kurtulma, sarih satıhların kompozisyonu, bunun plâstiği, sanatlar bütünü
düşüncesi ve kullanılışlık, yararlılık, değerler
mantığının kurulması ve nihayet mantık ölçü-
leri üstünde bir organiktik.’.. Netice yapıların
kullanış ve şekil kalıplarının üzerine çıkma,
insana birşeyler vermek için insan eğilimlerinin ve ölçülerinin hesaba katılması için bir
çaba. VVilliam Morris, Berlage, Teo Van Doesburg, Oud, Mies, Gropius, Asplund, Bruer, Gaudi, Mendelson, Corbusier, nihayet Aalto…’lar
işe girmişler… Bugün rasyonal düşüncenin
yürütücüsü Corbusier ile organik Aalto çok üstün şeyler yapmağa devam ediyorlar… Corbusier yapı ile ilgili kabullerden hareket etti-
ğini söyleyerek çok üstün seviyede plâstik sonuçlara varıyor.Aalto içinden geldiği gibi yapıyor. Onun etüdlerinden, yâni çalışmaya baş-
lar başlamaz, düşüncelerinin plânda kalmadı-
ğını kolayca duyabiliyoruz. Etüdler proje haline geldikten sonra dahi, durgun ve rastgele
dikdörtgenlerin yanyana gelişi, herhangi bir
sevimliliği değil, bîr yay gibi üç buutlu hahareketlerin toplanmasını ortaya koymaktadır.
Nitekim bir projesini etüd safhasından yapı-
ya kadar takip edersek, bir sanatçı isteklerinin yalnızca bir plân grafisinden ibaret olmadığı, duvarlarda, dolu ve boşlukların da, tavanlarda, çatıda, bacalarda, elhasılı yapının
her yanında devam ettiğini göreceğiz. Nasıl
V/right’ın duvarları içle dışın arasına giren
herhangi bir ayrıcı değil, tavanları da içeriyi
yağmurdan sudan koruyan herhangi bîr döşeme değilse; Aalto’da da duvarlar ve örtü
plânla birlikte seçilmiş özelliklere sahip olmaktadırlar. Böylece gerçek bir bütüne, bütün
oluşa, organik düzene varmak mümkün olabilmektedir.
Yurdumuzdaki olup bitenlere gelince… Bilindiği gibi bizde de asırlar boyunca geleneklerin verileri yoluyla yetişen ustalar yapıları-
mızın gerçek ve iyi inşaatçıları olmuşlardır.
Teorik formasyona sahip inşaatçılarımız, yâni
diplomalı mimarlarımıza ancak Cumhuriyet
devrinde rastlıyagelmekteyiz. Bu arayı dolduran, önemli yapılarımızı teslim ettiğimiz kişiler ise İtalyan ve Ermeni kalfalar olmuşlardır. 1920 den sonra Avrupa’dan mimar ithal
etmekle işe başlıyoruz. Fakat kötü seçilen mimarlar Ankara’daki Ziraat ve İş Bankaları Genel Müdürlükleri gibi yapılar yapıyorlar. Yetişmeye başlıyan iyi Türk Mimarları ise onların etkilerinde kalmalarına rağmen Vakıflar
Hanı, Türkocağı, eski B.M.M. gibi daha iyi ya*
pıiar veriyorlar. Bunlar gerçekten bir ustalık
bir kabiliyet eseri yapılarsa da, ne Türk düşüncesine, ne Türk sanatına, ne de 20. aşıra girebilmektedirler. Yâni hayatımıza katılmayan,
fakat deneme sayabileceğimiz yapılardır. Fakat mimar yetiştirmek için yaptığımız ithalât
daha iyi oluyor. Örneğin Avrupanın en seç-
kin mimarlarından Taut’u, bazı yanlış davranışlarına rağmen Bonatz, Holzmeister gibi tecrübeli ve seviyeli kişileri görüyoruz. O zamanki batıya dönüşün cesur ve heyecanlı davranışı içinde yetişen Türk Mimarlarının seviyeli yapıları ortaya çıkıyor. Bunlardan Şevki
Balmumcunun (sonradan Operaya çevrilen ve
yazık edilen) sergi evinin, Avrupa’da 1925-30
larda yapılanlar değerinde olduğunu rahatça
söyliyebiliriz. Bu binanın esas sergi kısmında,
Wright’ın Guggenheim müzesinde olduğu gibi
pencerelerin oldukça yukarıya konarak aşağı-
da yaygın bir ışık elde edilmesi, sergiyi gezenlerin dönüşlerini temin etmek, salonun bîr
yuvarlakla bitmesi, belki bugün için anlatılması pek etki sağlamıyan ama Türkiye içip
değerli bir olaydır. Bu devreye Sedat Hakkı
Eldemin Başbakanlık yapısı, Yalova Termal Oteli ve bugün önünden hiç dikkat etmeden geç-
tiğimiz birçok apartmanlar, önem kazandırmaktadırlar.
1940 lara doğru mihver devletlerinin elde
ettikleri askerî başarıların etkisi ile, onların
Roma İmparatorluğuna özenen ve «Millî Mimarî» adı altında beynelmilel zevke karşı çı-
kardıkları acaipliklerin damgalan bize kadar
gelmiştir. Çok seviyeli mimarlarımız dahil,
konsollu, taş kaplamalı eski suratlı yapılar in-
şa ettirmişlerdir. İkinci Cihan Savaşından sonra, tekrar bir batıya dönüş başlamış, fakat
başka espriden çıkan mimarlarımız kendilerini kolayca toparlıyamamışlardır. Ciddî bir
(mediokerite) hemen on yıl sürüp gitmiştir.
Kötü bir Corbusier takipçiliğinden, onun gösterişçi takipçiliği olan Brezilya mimarisine yapılmak istenen atlayış ta hiçbir sonuç veremeden geçip gitmiştir.
1955 lere doğru yurdumuzda da (Avrupadan en az bir on yıl sonra) organik mimar?
lâfı edilmeye başlanmıştır. Fakat sanatın
(hars, bilgi, düşünce ve duygu olarak) bir
kültür meselesi olduğu yeteri kadar ciddiye
alınmadığı için bu dünya ve sanat görüşü bir
şekillenme ile ve yalnızca plânlarda tesirler getirebilmiştir. Birkaç yıl önce didkörtgen prizmaya giderek, gayesi pek belirli olmayan par-
çalanmalar ortaya koymuşlardır. Bu parçalanmalar bir taraftan bir kullanış bütününü toparlıyamıyacak ölçüye gelirken, plânların dikey gelişmesi ise sahneye girmek fırsatını dahi bulamamıştır. Şöyle ki… Örtüler, her zamanki
zoraki tavan döşemeleri olmaktan kurtulamamışlardır. Örneğin bir müsabaka projesinde
takriben 1200 m2 tutarındaki bir büyük yapı holünün yüksekliği tahminen 3 m. iken böyle bir durum jürinin işaretini bile kazanamamıştır. Yâni pek tabiî bir olay olarak karşı-
lanmıştır. Artık müsabakalarda bir önemsiz
odanın baktığı koca bir avlu, avluların araya
girerek yapıyı (aslıhda yalnızca plânı) parçalaması tekdir değil, takdirle karşılanmaktadır. Parçalanmalarda ipin ucunu kaçıran projelerde grafik bütünlüğünü sağlamak için, yerdeki çimenlerin sınırlarını şekillendirmeye varılmaktadır. Bundan da yalnızca plân üzerine
yapılan çalışmaların çimenlerden medet umulmaya kadar geldiğini görüyoruz.
Plânların esasa ne kadar katıldığını inkâr
etmemekte, fakat üç buutlu çalışmaktan ne
kadar uzaklaşmış olduğumuzu da farketmekteyiz.
Konuşmamızın sonunda F. L. Wright,
ın yapılarının mekân içinde, mekânlar tarif etmek
için ortaya koyduğu şekillenmeye tekrar işaret etmek isterim. Onun küvetle savunduğu ve
yerine getirdiği organik bünye gelişimi ile bizim «organik» adı altında yaptığımızın hiçbir
ilgisi olmadığını söylemek isterim. Bugün beynelmilel mimarlık kültürü (ortak düşünceleri
ve denemeleri) dışında kalmış olduğumuz gö-
rülmektedir. Dışarda yapılan birçok yapıların
da beklenen seviyeden pek uzak olmaları, bizleri böyle bir oto-kritikten kurtarmıyacaktır.
Aslında yaptıklarımızı ciddî ölçülerle eleştirmemek, kendimize güvensizlik olacaktır. Daha iyi sonuçlar için, daha şuurlu ve gerçekçi
davranışlara ihtiyacımız olduğu düşüncesindeyim.

Müəllif:

Graphic Designer

Bir cavab yazın

Sistemə daxil olmaq üçün məlumatlarınızı daxil edin və ya ikonlardan birinə tıklayın:

WordPress.com Loqosu

WordPress.com hesabınızdan istifadə edərək şərh edirsinz. Çıxış / Dəyişdir )

Twitter rəsmi

Twitter hesabınızdan istifadə edərək şərh edirsinz. Çıxış / Dəyişdir )

Facebook fotosu

Facebook hesabınızdan istifadə edərək şərh edirsinz. Çıxış / Dəyişdir )

Google+ foto

Google+ hesabınızdan istifadə edərək şərh edirsinz. Çıxış / Dəyişdir )

%s qoşulma