Posted in Grafik Dizayner

“AKILLI TASARIM TEORİSİ” NEDİR?


 

“AKILLI TASARIM TEORİSİ” NEDİR?

“Akıllı Tasarım” nedir, sorusunu cevaplandırmak için, bu tasarımı savunanlara başvurmamız gerekmektedir.

“Akıllı Tasarım”ın öncülerinden olan Lehigh Üniversitesi biyokimya profesörü Michael J. Behe‘nin, öncülük ettiği bu teoriyi anlatan kısa bir yazısını aşağıda bulacaksınız. Behe’nin, 1996 yılında yayımlanan “Darwin’in Kara Kutusu: Evrime Biyokimyasal Başkaldırı” adlı eseri, “National Review” dergisi tarafından “20. Yüzyılın En Etkili 100 Kitabı” arasında seçilmişti.

Arkasından vereceğimiz; Kaliforniya Üniversitesi‘nde görevli, Amerikalı yazar Casey Luskin‘in, bir evrimci öğrencinin sorularına verdiği cevaplar, “Akıllı Tasarım”ın daha iyi anlaşılması için yararlı olacaktır.

PROF. MİCHAEL J. BEHE: “AKILLI TASARIM”I TANITIYOR

Micheal Behe

“Akıllı Tasarım Teorisi”ni (Intelligent Design) savunan bilim adamlarından biri olarak, bu teorinin ne olduğu ve olmadığı konusunda bazı kafa karışıklıkları görüyorum.

Önce teorinin ne olduğunu açıklamak gerek. Akıllı Tasarım, dine dayanan bir düşünce değildir, ancak dindar insanlar, bu teoriden kendi argümanları için yararlanabilirler.Akıllı Tasarım teorisyenleri, yaşamın Darwinizm‘de öne sürüldüğü gibi tesadüfi mutasyon ve doğal seleksiyonla açıklandığı görüşünü sorguluyorlar. Ama doğada birevrim olduğunu reddetmiyorlar. Dahası Akıllı Tasarım, bize Tasarımcı’nın kimliği konusunda, dini bir kavram sunmuyor. Aslında, Akıllı Tasarım, maddi kanıtlara ve bunların bildiğimiz mantık kuralları ile incelenmesine dayanıyor. Bu argümanın dört dayanağı var.

Birincisi, tartışma götürmeyen bir dayanak: Doğadaki tasarım örneklerini, çoğunlukla teşhis edebiliyoruz. Örneğin, (ABD’nin batısındaki büyük dağ sırası olan) Rocky Dağları’nın kökenini açıklamak için; kıta tektoniği ve erozyon gibi bilinçsiz etkenler, son derece yeterli gözüküyor. Ama Rushmore Dağı’nı ve bu dağın üzerine kazınmış olan Amerikan başkanı heykellerini açıklamak için, bu gibi bilinçsiz doğal güçler yeterli değil. Biz elbette Rushmore Dağı’ndaki anıtın, hangi heykeltıraşın eseri olduğunu biliyoruz. Ama bu anıtın geçmişi hakkında hiçbir şey duymamış bir insan bile, bunun tasarlanmış bir yapı olduğunu anlayabilir.

Şimdi Akıllı Tasarım‘ın ikinci dayanağına gelelim. Bu dayanak, canlılar dünyasında da; tasarıma işaret eden yapılarolduğu iddiasıdır. 18. yüzyılda yaşamış olan din adamı William Paley, bu iddiayı anlatırken, canlıları birer saate benzetmişti; her saat, nasıl bir saatçiyi gösteriyorsa, Paley’e göre canlıların bedenlerindeki tasarımlar da, Yaratıcı‘yı gösteriyordu. Darwinistler ise, Paley’in ileri sürdüğü tasarımın, ilk başta ikna edici gibi olsa da, aslında sadece “görünüşte” var olduğunu ileri sürüyorlar. Örneğin DNA‘nın yapısını bulan iki bilim adamından biri olan Darwinist Francis Crick, bir seferinde; “biyologlar, gördükleri canlıların tasarlanmış olmadığını, kendilerine sürekli olarak hatırlatmalılar” diye yazmıştı. Gözünüzde bir canlandırın, Crick’e göre, bir bilim adamının, sürekli olarak dişlerini sıkıp“bunlar tasarlanmış değil, gerçekten de değil” diye tekrar etmesi gerekiyor.

Ama yaşamın bileşenlerinin bir saat gibi karmaşık sistemlere benzerliği, Rahip Paley’in zamanına göre, bugün çok daha açık bir şekilde ortada. Geçen 50 yıl içinde modern bilim, yaşamın temeli olan hücrenin, küçük moleküler makinelerle dolu olduğunu ortaya çıkardı. Hücrenin içinde, gerekli malzemeleri taşıyan moleküler kamyonlar, ya da o hücreyi sıvı içinde yüzdürmek için iten küçük motorlar var. “Cell“(Hücre) adlı bilim dergisinin sayfalarında, “Protein Makinelerinin Bir Toplamı Olarak Hücre” veya “Mikrodünyanın Mekanik Araçları: Motorlar, Saatler, Yaylar ve Diğer Unsurlar” gibi başlıklar yer alıyor.

“Yaşamı mümkün kılan kimya, biz öğrencilerin hayal bile etmediği kadar karmaşık ve sofistike” diyen Ulusal Bilimler Akademisi Başkanı Prof. Bruce Alberts; bir canlı hücresinin içindeki girift üretim bantları ve bunlar üzerinde çalışanproteinden oluşmuş makinelerle, aslında bir fabrikaya benzediğini anlatmıştı. Alberts, buradaki “makine” kelimesini fantastik bir benzetme olarak değil, kelimenin tam anlamıyla kullandığını da vurgulamıştı. Bilinçli Tasarım’ın üçüncü iddiası işte burada giriyor. Teoriyi savunan benim gibi bilim adamlarına göre, yaşamın tüm bu kompleks mekanizmaların kökenini, bunları tasarlamış bir aklı kabul etmeksizin açıklamak mümkün değil. Darwinistler ise buna katılmıyor ve teorilerinin iki mekanizması olan doğal seleksiyon ve mutasyonun, uzun zaman dilimleri içinde her şeyi üretebildiğine inanıyorlar.

Bilinçli Tasarım‘ı savunan (ben dahil) bilim adamları, Darwinistler’in bu güvenlerinin temelsiz olduğu kanısındalar. Doğal seleksiyon, tabiattaki bazı sınırlı olgulara gerçekten açıklama getirse de, her şeyi açıkladığını gösteren hiçbir kanıt yoktur. Hele de, hücrede bulduğumuz kompleksliği üretebilecek Darwinist mekanizmaların var olduğunu gösteren hiçbir araştırma ve bulgu yoktur. Burada da, Bilinçli Tasarım’ın dördüncü iddiası devreye giriyor.

Eğer yaşamın kökeni konusunda hiçbir ikna edici “tasarım dışı” açıklama yoksa, o zaman bir tasarımın varlığını kabul etmeye hakkımız var. Bu aslında çok da anlaşılmaz bir sonuç değil. Eğer bir şey, ördeğe benziyorsa, ördek gibi yürüyorsa ve ördek sesi çıkarıyorsa, aksi yönde bir kanıt olmadıkça, “evet bu bir ördek” diyebilmeliyiz! Tasarım, sadece çok belirgin olduğu için inkar edilmemeli. Tasarımı eleştirenlerin bazıları, bilimin tanımı gereği bunu kabul edemeyeceğini savunuyor. Diğer bazıları da bilimin, “mutlaka başka bir açıklama vardır” diye arayışa devam etmesi gerektiğinde ısrar ediyor. Ama gerçeklik hakkında soruları, tanımlar getirerek çözemeyiz. Rushmore Dağı’na, “tasarım dışı” bir açıklama bulmak için uğraşmak da pek mantıklı değil. İşte bu nedenle, giderek daha fazla sayıda bilim adamı, yaşamın tasarlandığını kabul ediyor.”

Kaynak: Prof. Dr. Mıchael J. Behe, “Yaşamın kökeni ‘Akıllı Tasarım'”, Zaman, 29/6/2005

AKILLI TASARIMCI CASEY LUSKİN’İN: BİR EVRİMCİ ÖĞRENCİYE CEVAPLARI

Casey Luskin

Geçenlerde, Akıllı Tasarım’dan kuşku duyan evrimci bir öğrenciden e-mail aldım. Bu öğrenci, akıllı tasarımla ilgili çeşitli sorular soruyordu. Ancak bunlar, sorgulayan bir zihnin ürünü olan samimi sorulardı. Öğrenci, Akıllı Tasarım hakkında pek çok yanlış kanıya sahipti. Bu üzücü, çünkü aslında bilim eğitimcileri, pek çok yanlış anlamayı giderebilirdi. Sanırım bu öğrencinin sorularını ve benim cevaplarımı yazmam faydalı olacaktır:

Soru: Her şeyde evrimin var olduğunu düşünüyor musunuz?

Cevap: Evet. Her Akıllı Tasarım taraftarının, rasgele mutasyon ve kör doğal seçilimin, tür içinde en azından bazı değişmelere neden olduğu gerçeğini kabul ettiklerini biliyorum. Bunun da ötesinde, onlar aynı zamanda, türlerin, geçmişte bazıdeğişim aşamalarına uğradıklarını kabul ediyorlar. Ancak, akıllı tasarımcılar, böylesirasgele ve kör bir sürecin, indirgenemez karmaşıklıkta; moleküler makineler gibi ya da bir sürü yeni canlı türünün birdenbire ortaya çıktığı “Kambriyen patlaması”ında olduğu gibi, çok sayıdaki “karmaşık biyolojik özelliğin kökenini” izah edebileceğini düşünmüyorlar.

Aynı zamanda, siz antibiyotiğe direnci, evrime bir örnek olarak kabul edip etmediğimi sordunuz.
Her akıllı tasarımcının, antibiyotiğe direnç mekanizmasını, evrimsel bir fenomen olarak kabul ettiğini biliyorum. Ancak, biz antibiyotik direncinin, genelde “kompleks biyolojik sistemler”in kökenini açıklayamayan, basit biyokimyasal değişimler olduğunu gözlemledik. Şayet, daha fazlasını öğrenmek isterseniz; antibiyotik direnci ve bu direnç mekanizmasının, Darwinci evrimin, kompleks biyolojik değişimleri oluşturduğu gerçeğini nasıl ispatlayamadığı hakkında bir makele yazdım.

New York, Eyalet Üniversitesi, Nöroşirürji Prof. Micheal Egnor’un; antibiyotiğe direncin, neden gerçek bir problem olduğunu iyi açıkladığını düşünüyorum. Aynı zamanda Prof. Micheal Egnor, Darwinci evriminbu problemi çözmek veya anlamak için bize yardım edemeyeceğini de göstermiştir.

Mikrobiyoloji, bakteriyal populasyonların, heterojen olduğunu bize açıklar. Bakteriler, birbirlerinden farklılık gösterirler. Moleküler biyoloji, bazı bakterilerin, antibiyotiklere tahammül ederek, yaşamlarını devam ettirebilecekleri bir moleküler mekanizmaya sahip olduklarını göstermiştir. Moleküler genetik, bu direnç mekanizmalarının, diğer bakterilere ve bakteri nesillerine nasıl geçtiğini açıklar. Farmokoloji, bakteriyal savunmayı alt etmek amacıyla, yeni antibiyotiklerin yapılmasını sağlar.

Darwinizmmikrobiyoloji, moleküler biyoloji, moleküler genetik ve farmokolojiye nasıl bir katkıda bulundu?Darwinizm bize, antibiyotiğe dirençli bakterilerin, doğal seçilimden dolayı antibiyotiklere maruz kaldığında, yaşamlarının devam ettiğini söyler. Yani, bakterilerlerden, antibiyotiklere duyarlı olmayanlar yaşamlarını sürdürür. Böylece, ölmeyen bakteriler, neticede ölen bakterilerden sayıca üstündür. Evet, bunun anlamı böyledir.

Son olarak, bu soruya gelince; Micheal Behe‘nin “The Edge of Evolution” kitabını okuduğunuzda; ilginç bulabilirsiniz. Çünkü bu kitap, Darwinci evrimin, bazı evrimsel değişmeye neden olabileceğini açıklıyor. Ancak kitap, pek çok şeyin deevrilemeyeceğini iddia ediyor. Sanırım bu kitap, Akıllı Tasarım‘ın, bu konularda neye dayandığını anlamamıza açıklık getirecek.

Soru: Siz, bu “Tasarımcı”nın, her şeyi bugünkü haliyle mi yarattığına inanıyorsunuz?

Cevap: Hayır, buna inanmıyorum ve buna inanan tek bir Akıllı Tasarım destekçisi de tanımıyorum.

Soru: Evrim destekçilerine tepeden bakıyor musunuz?

Cevap: Hayır, kesinlikle değil. Aslında, bir bilimci olarak Darwin‘e saygı duyuyorum. Çünkü, iyi bir gözlemci ve iyi bir bilim-yazarı. Ancak, teorisinin zafiyetinin de farkında. Darwin’in “Türlerin Kökeni” kitabında yazdığı gibi:

“Doğru sonuç, her bir sorunun lehinde ve aleyhindeki gerçekler ve iddialar, tam olarak saptandığında ve iyice tartıldığında elde edilebilir.”

Görüşlerime katılmayan evrimcilere saygı duyuyorum ve veriler üzerinde, akılcı ve düzeyli bir tartışma olmadan, hiç kimsenin ikna olmasını istemiyorum. Bugün, evrim teorisinin zayıflığını, samimiyetle kabul etmeye meyilli bazı evrimciler var. Fakat, keşke modern evrimciler, Darwin’in sözlerini daha derinden düşünselerdi.

Soru: Bir ateistin, akıllı tasarıma inanabileceğini düşünüyor musunuz?

Cevap: Evet. Akıllı tasarımcılar, kesin olarak Akıllı Tasarım’ın, Tasarımcı’nın kimliğiyle ilgili dini soruları cevaplamadığını belirtirler. Benim kişisel görüşüm, bu tasarımcı; Tanrı’dır. Ancak bu görüş, Akıllı Tasarım‘ın sonucu olarak oluşmadı. Tanrı’ya inanmayan akıllı tasarımcılar da biliyorum. Bu yüzden akıllı tasarımı kabul etmek, ancak herhangi bir dinsel görüşü benimsemeden de mümkün gibi görünüyor.

Soru: Gerçekten, kalbinizde akıllı tasarıma inanıyor musunuz?

Cevap: Bence, Akıllı Tasarım, böylesine bir biyolojik karmaşıklığın kökenini, en iyi açıklayan bilimsel metotturBu konu ile ilgili görüşlerimi, “The Positive Case for Design”(Tasarım İçin Pozitif Görüş) yazımda belirttim. Bu doküman, Akıllı Tasarım‘ın, ikna edici bilimsel bir teori olduğuna, niçin inandığımı açıklıyor. Bence, Akıllı Tasarım, bilimseldir ve bundan dolayı Akıllı Tasarım’ı, kalbimden desteklediğimi söyleyemem. Akıllı Tasarım’ı desteklememin nedeni; kalpten çok akla ait iddialar ve görüşlerdir.

San Diego, Kalifornia Üniversitesi(UCSD) biyoloji bölümünde, evrim dersini alıyordum ve Akıllı Tasarım ilgimi çekti.Darwinci teori, eldeki verilerin çoğuna, iyi bir açıklama getiremiyordu. Darwin, yetenkli bir bilim adamıydı.. 150 yıl sonra, Darwin’in düşünceleri, bazı küçük-çaplı değişmeleri açıklayabilir, ancak bugünkü verilerin büyük çoğunluğu, “makroevrim”“ortak ata” ve “biyolojik kompleksliğin kökeni” gibi önemli iddiaları açıklayamaz.Cambridge Üniversitesi‘nden, Robert Caroll, bu durumu şöyle açıklıyor:

“Biyologlar, uzun zamandır, bilim insanlarının kısa süreli çalışmalarıyla gözleyebildikleri, küçük-çaplı modifikasyonlar, milyonlarca yıl süren canlılığın yapısındaki büyük değişmeler ve yaşam şekilleri arasındaki kavramsal boşluklarla mücadele etmiştir. Özellikle de paleontologlar, Darwin tarafından farz edilen yavaş, devamlı ve ilerlemeye yönelik değişimlerin,bitki ve hayvanların dominant (baskın) grupları arasında meydana gelen büyük organizasyonları, yeterli derecede açıklayamadığı sonucuna vardılar. Endüstriyel kirliliğe adapte olan güvelerdeki, açık ve koyu kanat renginden sorumlu genlerin, nisbi frekansı gibi bireysel karakterlerdeki değişimler, zaman sürecinde, böceklerden, güveler ve kelebeklerin kökenini, ilkel artopodlardan, bu artropodaların da, ilkel çok hücreli organizmalardan kökenlendiğini açıklayabilir mi?Kısmen evrimleşen kanatın, fonksiyonunu anlamak imkansızken, yarasaların, kuşların ve kelebeklerin kanatları gibi birbirinden farklı yollarla ve tamamen ilk defa ortaya çıkan yapıların, aşamalı evrimini nasıl açıklayabiliriz?”

Bana göre, biyolojik karmaşıklığın kökeni, en iyi “Akıllı Tasarım”la açıklanabilir. Çünkü, dünyayı gözlemleyerek anlamaya çalıştığımızda, böylesi kompleks sistemlerin, ancak bir Aklın ürünü olabileceği sonucuna varırız. Stephen C. Meyer’in açıkladığı gibi; bizim bilgiye dayalı tecrübelerimiz, özelleşmiş karmaşık sistemlerin; özellikle kodlar, şifreler vediller gibi her zaman bir “akıl kaynağı”ndan, bir “zeka”dan veya “kişisel bir etken”den kaynaklandığını teyid eder.

Hayvanlarda bulunan, yüksek derecede özelleşmiş aşamalı düzenlenmeler de, bir tasarım olduğunu göstermektedir. Çünkü yine tecrübelerimize göre; özellikler ve sistemler gibi planlar, ancak tasarımcıların yapıp üretebileceği şeylerdir.

Müəllif:

Graphic Designer

Bir cavab yazın

Sistemə daxil olmaq üçün məlumatlarınızı daxil edin və ya ikonlardan birinə tıklayın:

WordPress.com Loqosu

WordPress.com hesabınızdan istifadə edərək şərh edirsinz. Çıxış / Dəyişdir )

Twitter rəsmi

Twitter hesabınızdan istifadə edərək şərh edirsinz. Çıxış / Dəyişdir )

Facebook fotosu

Facebook hesabınızdan istifadə edərək şərh edirsinz. Çıxış / Dəyişdir )

Google+ foto

Google+ hesabınızdan istifadə edərək şərh edirsinz. Çıxış / Dəyişdir )

%s qoşulma